PROFESYONEL DEĞİLİM ; İNSANIM!

Profesyonel Değilim; İnsanım!

Bu makale “HızlıAdam” Blog Yazarı Bünyamin Kapıcıoğlu Tarafından “Konuşan Adamlar” Blogda Yayınlanmak Üzere Hazırlanmış Özgün Bir Çalışmadır.
Uzun zamandır iş dünyasına dair eleştiri yazısı yazmıyordum. Bilirsiniz: ağlayıp sızlanmak, şikayetleri çoğaltmak ve başarısızlığı dışsal nedenlere bağlama tembelliği profesyonelce değildir. Lakin farkındalık kısmı profesyonelliğin ta kendisidir. Neyin ne olduğunu bilmekten bahsediyorum. Daha çok, amatör yöneticileri ilgilendirecek bu yazımda iş dünyasında tabandan tavana headshot yapmak istiyorum
profesyonellik nedir
Konusan adamlar
En basit açıklamasıyla,
Profesyonellik: Yapılan işi kusursuza yakın, kabul edilebilir ve sürdürebilir biçimde icra etmektir.
Profesyonel Kişi: İşinin gerektirdiği şartları yerine getirebilen ve karşılığında yaptığı işin gerektirdiği ücreti talep etmekten çekinmeyen kişidir.
Bunlar basit ve genel tabirler. Profesyonelliğe yüklenmiş yüzlerce anlam vardır. İşin vahim kısmı anlam yükleyenlerin ne kadar profesyonel olduğunu sorguladığımızda ortaya çıkıyor.
İş hayatınızda sizden daima yüksek verimlilik beklenir. Daha hızlı üret, daha hızlı hizmet ver, daha çok sat, daha iyi iletişim kur, daha daha daha… Baktığımız zaman profesyonellik, dahasını arama sanatına dönüşmüş durumda. Hal böyleyken, sizin ruh halinizin, ortamın veya şartların hiçbir önemi kalmıyor. Eğer profesyonelseniz dahasını yapmak zorundasınız. Bana göre değil! Toplumsal algı bu yönde malesef.
  • Aile içi huzursuz edici bir durumunuz mu var?
  • Geçim problemine bağlı maddi kaygılarınız mı var?
  • Yakınlarınızın veya sizin sağlık probleminiz olabilir mi?
  • Küresel problemler veya sosyal sorumluluklar kafanızı meşgul ediyor olabilir mi?
Hiç önemi yok! Eğer profesyonelseniz duygularınıza kürtaj yaptırmanız beklenir. İşe başladığınız anda en iyisi olmalısınız. “Lütfen özel hayatınızı işe yansıtmayın” demezler mi adama? Fakat güzel bir sevişmeden sonra işe mutlu mesut gelip pozitif enerjinizi tüm ofise yansıtabiliyorsanız, özel hayatınızı patronun odasında bile icra edebilirsiniz. Neden? Çünkü işe yarıyor. Çünkü verimliliği arttırıyor. Öyleyse problem yok! İşte buna profesyonellik denilmekte.
Yanlış Yanlış Yanlış! 
Sırf iyi satıyor diye terfi sırasında öncelik verilen ve yönetici konumuna yükselen çok insan tanıdım. İyi satmak ile iyi yönetmek aynı becerinin sonucu değilken nasıl olur da o çok profesyonel patronlarınız, iyi satıyor diye x kişiyi başınıza yönetici olarak diker? Galiba tezim doğrulanıyor. Profesyonellik dahasını arama sanatıdır.
Göz ardı edilen kısım ise daha çok satan veya korku, heyecan, tutku gibi duygularını aldırmış olan insanların yöneteceği ekibin ruhunu unutmak oluyor. Birçok işi makineler yapabilirken neden halen daha insanlar kullanılıyor? Makinelerin ruhu olmadığı için olabilir mi?
Kabul Ediyorum
Özel hayatımızdaki problemler ile diğer iş arkadaşlarımızın performansını düşürmeye hakkımız yok. Yine kabul ediyorum; işyerleri para üretmek için vardır ve en çok parayı üreten, paranın üretilmesine aracılık ederken en çok faydayı sağlayan personeller terfi almalıdır. Kabul ediyorum, hep daha iyisi vardır ve daha iyi olmanın arayışında olmak gayet profesyonelce bir tutumdur.
Fakat!
İnsanların; geçim, korku, gelecek kaygısı gibi problemleri profesyonelcilik oyunu ile unutturulabilir problemler değildir. İnsanlar bu problemlerden uzaklaşabilmek için çalışır zaten.
Öyleyse Soru(?)
Çalışanlarınızı bu problemlerden ne kadar uzaklaştırabiliyorsunuz?
Profesyonelliğin diğer bir tanımı:
Az Verip Çok İsteme Eylemi
Firmada yolunda gitmeyen durumlar varken çalışanların bu problemlere kulak tıkamasını isteyen patronlar vardır. Maaşlar geciktiğinde “Her firmanın zor dönemleri olabilir” söylemini öne sürerler. (Haklılar)
Haklılar haklı olmasına da, profesyonellerin zor dönemleri olabileceğini hatırlıyorlar mı acaba?
Satış danışmanına hedef koyup prime koşmasını sağlarken hedef tuttuğunda sadaka değerinde prim veren o çok profesyonel firmalara seslenmek istiyorum: Ek çabadan elde edilen ek karın personele düşen payı bu mudur? Profesyonellik dahasını isteme sanatı mıdır? Daha çok kazanç + daha düşük personel masrafı = daha çok kar. Bravo diyerek alkışlıyorum.
Peki ya primlerin aylarca ödenmemesi? Bir satıcıya “tezgahtar gibi çalışmamalısın” deyip tezgahtar gibi sabit maaşı reva görmek profesyonelliğin kaçıncı maddesi acaba?
Ya da işini, kurallara bizzat uyarak icra eden kişilere karşı ek beklentiler neden ortaya çıkar? Daha heyecanlı olması neden beklenir? Pozitif olmak ne demektir? Pozitif kelimesi bir enerji unsuru değil midir? İnsan davranışına uyarlanan pozitif enerji söylemi bir takım duygu düşüncenin dışa vurumu değil midir?
Bu durumda profesyonelliğin temelinde duygunun yattığını da göz ardı etmemek gerekir.
Bunu göz ardı ederek profesyonel kişi yetiştiren bazı kurumlar bir süre sonra “Amatör ruhlu olun” söylemleriyle karşımıza çıkar. Çünkü bir çok şey doğru yapılıyordur. Kural hatası sıfırdır. Sunum, çalışma vs kusursuzdur. Bir şey hariç: “İşi icra eden kişinin ruhsuzlaşması”
Robot yerine insan kullanılıyor olmasının bir farkı olmalıdır. Bunu geç farkeden kurumlar robotlaştırdığı insana ruh yükleyebilmek için amatörleşmesini talep edebilir. Amatör ruhtan asıl kasıt; heyecandır. Heyecanı görmek isterler.
Öyleyse,
Profesyonelliği Yeniden Tanımlamak İstiyorum:
profesyonellik
Konuşan Adamlar
Profesyonellik, işi kabul edilebilir formatta yürütebilme sanatıdır.
Profesyonellik kabul edilebilir şirket çıkarı sağlamak değildir. Kabul edilebilir gelir paylaşımı yapabilmektir.
Profesyonellik tek taraflı beklenti ile sağlanamaz. İşin parçası olan tarafların (müşteriler de dahil) tatmin edilebilmesi ile mümkündür.
Profesyonellik yöneticilere mahsus değildir. Satış konusunda iyi olan kişi “satış profesyoneli” – Yönetmek konusunda iyi olan kişi ise “Profesyonel yönetici”dir. Aynı şekilde hijyenik temizlik yapan bir hademe “Profesyonel Temizlikçi” olabilir.
Profesyonelliğin ödülü mevcut pozisyonlar arasında geçis sağlamak ile sınırlı kalmamalıdır. Kişiye özel yeni bir pozisyon açabilme yetkinliğidir.
Profesyonellik insanların duygularını kürtajla aldırtmak değildir. Heyecan, tutku, üzüntü, korku gibi duyguları yaşatabilme (insanlığı sürdürebilme) becerisidir. Kişi, başarısız olmaktan endişe duyabiliyor ve başarmaktan mutlu olabiliyorsa, kaybetme korkusu veya kazanma duygusu yaşayabiliyorsa profesyonellik en çok ona yakışıyor demektir.
YÖNETENLERE TAVSİYEM:
Çalışanlarınızdan her şartlar altında profesyonel olmasını beklerken; çalışanlara uygun şartları sağlayıp sağlayamadığınızın mukayesesini iyi yapmalısınız.
Profesyonel çalışanlar yetiştirmek için sınırlı pozisyonlara ilişkin terfiler vermek yerine kişiye özel (kişinin uzmanlığını ifade eden) yeni pozisyonlar açabilirsiniz.
Özel hayatında problemleri olan çalışanlarınıza rehberlik hizmeti sağlayamıyorsanız, kendine zaman ayırmasına göz yumacak şekilde yedek kulübenizi oluşturabilirsiniz.
YÖNETİLENLERE TAVSİYEM:
İşin şartlarından şikayetçiyseniz daha iyi iş alternatifleri arayabilirsiniz. Mevcut şartlarda daha iyisini bulamıyorsanız, sizin için en iyisi mevcut işinizdir. Bu durumda şartlara isyan etmek yerine en iyisine sahip olmanın tadını çıkarın. İşinize sarılın.
Duygularınızı ofis dışında bırakmayın. Onları da yanınıza alıp çalışmaya öyle başlayın. Robot değil insan olduğunuzu unutmayın.
Özel hayatınızdaki problemleri iş yerinize fatura etmeyin. Problemleri aşabilmek adına iş yerinizde çözümü arayın. Göreceksiniz ki işe daha sıkı sarılmak özel hayatınızdaki problemleri minimize edecektir.
HASSAS DENGE:
Profesyonel iş ortamının hassas dengesi: İşe konu olan tüm tarafların tatmin edilebiliyor olmasına bağlıdır.
Dolayısıyla beklentiler,  “ne kadar tatmin edebiliyorum” sorusunun cevabına göre geliştirilmelidir.
Bünyamin Kapıcıoğlu
Yazar Hakkında: İş dünyasına dair kişilerin gelirini olumlu yönde etkileyecek makaleler yazan Bünyamin Kapıcıoğlu, 13 Ağustos 2013 yılından itibaren tecrübelerini “Hızlı Adam” isimli bloğunda paylaşıyor. Ticaret’e 7 yaşında başladı ve 70 yaşına kadar satış, pazarlama, kişisel gelişim, kariyer ve blogculuk adına paylaşımlarına hız kesmeden devam etmeyi planlıyor. 
İş Dünyasına Dair Profesyonel Makaleler Okumak İçin HızlıAdam’ı Ziyaret Edebilirsiniz >> Profesyonel Yazılar


YENİ BİR PAZARLAMA KANALI INSTAGRAM

Merhaba değerli Konuşan Adamlar okurları, 

Sosyal medyanın hayatımızda ki yeri ve önemi her geçen gün, bir önceki güne oranla değer kazandığı bir dönemde işletmelerin bu mecrada ki yerleri de önemli hale gelmiştir. Artık klasik hale gelen Facebook, Twitter gibi sosyal medyada reklamlar, pazarlamalar standart boyuta ulaşmış durumda. Şöyle de diyebiliriz, bir maden bulduk ve o madeni bitirmesek de stokları zorladık. Artık Facebook üzerinden pazarlama sabit hale geldi ve ilgi çekmemeye başladı. Bugün üzerinde duracağımız konu INSTAGRAM. Yeni bir sosyal medya aracı sayılmasa da son 2 yıl içerisinde büyük bir çıkışa geçen Instagram ufak, büyük çaplı işletmelerin yeni umudu haline gelmeye başladı. Bizim ilgileneceğimiz konu ise işletmemizi, firmamızı Instagram üzerinden nasıl değerlendirebilir ve pazarlama tekniği uygulayabiliriz.

Instagram Logo

YENİ BİR PAZARLAMA KANALI INSTAGRAM

 Öncelikle firmanızın ne üzerine satış yaptığı yada neyi pazarladığını tam olarak belirten bir slogan bulmalısınız. Unutmayın büyük şirketler sloganlarıyla akıllarda kalır. (Ör. O bir dünya markası) dediğimizde aklımıza BEKO yada (Gazoz olma Efsane ol) dendiğinde ULUDAĞ gazoz aklınıza geliyorsa bu sloganlar işe yaramıştır. Sizde bunlar  gibi bir slogan bulun. Sizi yansıtan ve müşteriye çekici ve sempatik gelen bir slogan. Daha sonra oluşturduğunuz Instagram hesabından satacağınız veya pazarlayacağınız ürünün fotoğraflarını koyun. Fotoğraflar özenle çekilmiş ve açıklayıcı olsunlar.
 Mesela bir ayakkabı satacaksınız. Ayakkabıyı 3 farklı kadrajdan  fotoğraflayın ve bunları birleştirin. Bu durumda kullanıcılar her açıdan ayakkabıyı görebilir, aklındaki soru işaretlerini düşürebilir. Fotoğraf birleştirme için kullanabileceğiniz programlardan PhotoScape yada Photostitch programlarını kullanarak birleştirme işleminizi yapabilirsiniz.

  Instagram hesabınızın açıklama kısmına kısa bir şekilde ne ve nasıl satış yaptığınız hakkında bilgileri giriniz. (Ör. Kapıda ödeme, 3 iş günü içerisinde teslim, 1 hafta içerisinde geri iade kabul) gibi satış bilgilerinizi bir ön bilgi olarak oraya sunabilirsiniz. Tabi bunlar olmasa da olur çünkü zaten sitenizin linkini yazacağınız için bunlara sitenizde de yer verebilirsiniz ama yazmanızı öneririz. Açıklamanın en üst kısmı ve en alt kısmına Mail adresiniz, sitenizin linkini paylaşarak sitenize ulaşmasını sağlayacaksınız. Buraya kadar işlemleri takip ettiysek en büyük sorunumuza geldik. Müşteri ! 

  İşin asıl inceliği burada başlıyor. Müşteri çekmek. Bunun için ünlü isimlerin fan hesaplarının altına ilgi çekici bir yazı ile insanların ilgi duydukları ürününüze ulaşmasını sağlayın. Bu tür reklamlar ile organik kullanıcı kazanacaksınız. Ama aldatma yazılar ile kullanıcıların profilinize girmenizi sağlamak güven sarsar ve bir faydası olmaz. Eğer ayakkabı satıyorsanız  (#Nike, #Adidas #Spor ayakkabılar # Nikeairmax vs vs ) etiketlerini kullanarak kullanıcıların yani ileride müşteriniz olmasını istediğiniz kesimlere ulaşabilirsiniz. Size gelen takipleri geri takip ederek kullanıcılar ile etkileşim içinde olduğunuzu onlara yansıtmalısınız. Arada bir kullanıcıların fotoğraflarını beğenmek ne kadar ilgili ve aktif bir işletme olduğunuz izlenimi verir. 
Nike Air Max

Çekilişlerin Etkisi

Reklam aşamasında başarılı olabilmek için yapılacakların arasında promosyon  kategorisinde bulunan ufak yarışmalar ve  çekilişlerin yeri çok önemlidir. Ufak bir hesap yapalım. Bir yarışma yapacaksınız ve ödül olarak 1. ye bir çift spor ayakkabı vereceksiniz. Biliyoruz ki kullanıcılar bu tür yarışmaları severler. Yarışmanın kurallarından birine örnek verelim. Kullanıcılar size Direkt mesaj yolu ile fotoğraflarını ulaştıracak siz ise bunları yayınlayacaksınız. En çok beğeni alan fotoğrafın sahibine bir çift Nike Airmax ayakkabı hediye edeceksiniz. Yarışmaya ilk aşamalarda 100 kişi katıldığını var sayarsak daha çok beğeni almak için kullanıcıların re-post yolu ile yapacakları paylaşımlar sizin 1 çift ayakkabı yarışması ile ne kadar aktif kullanıcı kazanacağınıza örnektir.  Bunları 10 günde bir tekrar etmeniz halinde 2 3 ay gibi kısa bir sürede ulaşabileceğiniz kitle başlangıç için mükemmel olacaktır. 
Bir işletmenin başarılı olabilmesi için Pazarlamanın 4P sini başarılı bir şekilde sırasıyla uygulaması gerekiyor. Bu yıllardan beri süregelen bir pazarlama tekniği olsa da şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Hiçbir pazarlama tekniği güven ve sadakat veren bir işletmeden başarılı olamaz. Bunu vizyon edinin ve kullanıcı yani müşteri güvenini sağlayın.
Pazarlamanın 4P kuralını bilmeyenler için açıklayayım.
ÜRÜN (Product)
FİYAT (Price)
DAĞITIM (Place)
TUTUNDURMA (Promotion)

Pazarlama ile ilgili diğer yazımızı okumak için BURAYA TIKLAYINIZ.

UYANIK ESNAFIN GİRİŞİMCİLİK TAKTİĞİ

Uyanık Esnafın Girişimcilik Taktiği

Merhaba değerli Gerçekleri Konuşan Adamlar okurları,

Bu hafta belirlediğimiz konumuz çok ucuz maliyet ile firmanızın veya işletmenizin reklamını nasıl yapabileceğiniz ile ilgili size bilgi vermek. Bilgi toplumuna geçiş süreci ile artık bilgili, fikirli ve öncü olanların kazandığı döneme girdik. Artık Fizik, kas gücünün yerini, bilgi ve beyaz yakalılar(Mühendis, öğretmen, bilim adamı) almış bulunuyor. Bu durum geçinme şartlarını iyice zorlaştırmaya başladı. Hani ekmek aslanın ağzında diyorlardı ya ! artık değil. Ekmek aslanın midesinde.

Geçen süreler içinde yaşanan bir olayı bugün sizinle paylaşıyorum. Neden diye soracak olursanız bu girişimci arkadaşımızın yapmış olduğu başarılı girişimden yeterince ders almadığımızdan ve hala ısrar ile basit sıradan girişimciliğin dışına çıkamadığımızdan. Her neyse ! Size kısaca konuyu açıklamak istiyorum. Benim güzel yurdumun esnafı olan bir oto lastik tamirciliği yapan arkadaşın 50 TL lik broşürler bastırıyor. Bu broşürleri akşam olunca metro, cadde, otobüs durakları gibi işletmesinin yakın olduğu yerlere dağıtıyor. Yerde 50 TL bulanlar sevinse de ne yazık ki bu sevinç çok kısa sürüyor. 50 TL bulduğunu düşünen insanlar para zannettikleri broşürü açtıklarında gördükleri bir oto lastik tamircisi reklamı. Girişimcilik budur işte. Belki bazı kesimden olumsuz tepkiler aldı belki küfürle karşılandı ama bunu görenlerin çoğu o girişimciyi tebrik etti ve reklamını yapmış oldu. Aşağıda gördüğünüz resim size açıklayıcı bir kare olacaktır.

50 TL lik broşür

En azından her gün yolda yürürken elimizin bir kenarına zorla sıkıştırılmaya çalışılan broşürler gibi sıradan değil. İnsan kendi özgür iradesiyle bu broşürlere ulaşıyor.  Girişimcilik anlayışının bu seviyeye ulaştığı bir dönemde artık yeni fikirler üretemeyen işletmeler zor durumda kalmaya mahkum olacaktır.

Gerçekleri Konuşan Adamlar ekibi olarak buradan bunu düşünen uygulayan o insana tebriklerimizi iletiyoruz.

MÜLAKATLARDA SORULAN SORULAR VE CEVAPLARI adlı makalemizi okumak için tıklayınız.

Efsane Facebook Yorumlarında Bu Hafta

Efsane Facebook Yorumlarında Bu Hafta

Yurdum insanının mizah seviyesi yükseldikçe ortaya ilginç diyaloglar çıkıyor. Bazen paylaşımlara değilde yorumlara gülmek için sayfaları ziyaret edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Artık öyle yorumlar gelmeye başladı ki ‘Başka ülkede yapamam’ demeye başladık 🙂 Bu hafta ki top 10 listemizde Cezmi kaloriferden aldığımız 10 yorumu  sizlerle buluşturduk. Bakalım bu hafta kimler Facebook yorumlarına damga vurmuş 🙂
Resimleri büyük ekranda görüntülemek için resimlerin üzerine tıklamanız yeterlidir.
2014 WhatsApp konuşmaları için BURAYA TIKLAYINIZ
Top 10 listesinde 1 numara

Top 10 listesinde 2 numara

Top 10 listesinde3 numara

Top 10 listesinde 4 numara

Top 10 listesinde 5 numara

Top 10 listesinde 6 numara

Top 10 listesinde 7 numara

Top 10 listesinde 8 numara

Top 10 listesinde 9 numara

top 10 listesinde 10 numara

YGS SINAVINA GİRMEDEN ÖNCE YAPILACAKLAR

YGS SINAVINA GİRMEDEN ÖNCE YAPILACAKLAR

Merhaba değerli Gerçekleri Konuşan Adamlar okuyucuları,

YGS Sınavına yaklaşık olarak 10 gün kala iyice stres dönemine giren öğrenciler için yaptığımız bu araştırma size daha sakin, daha motivasyonlu ve kontrolün sizde olduğunu sağlayacak bir makale hazırladık. Öncelikle Ne istediğimize karar vermekle başlamak durumundayız.
Ygs sınavına giren öğrenci

Rotası olmayan gemiye rüzgar yardım etmez

Ne istediğiniz, ne kadar istediğiniz, istediğiniz bölüm için kaç puan almanız gerektiğini belirlemeniz gerekiyor. Neden mi ? Çünkü  rotasız bir gemiye rüzgar yardım etmez. Aman ben gireyim yapabildiğimi yapayım mantığı her zaman sizi çok rahatlatır ve bu durumda başarısız olabilirsiniz. Önce hedeflerimizi belirliyoruz.

Artık çalışmak için 10 gününüz kaldı. Çok geç demeyin sakın. 10 günde edinebileceğiniz bilgiler ve çözeceğiniz sorular ile çok büyük bir sıçrama yapabilirsiniz. Ve 10 gün boyunca programlı olarak soru çözmek size sınav günü kondisyonu tam olan bir sporcu kimliği katacaktır. Biliyorsunuz ki maç başlamadan önce futbolcular ısınır. Sizde kendinizi ısıtmaya başlayın. 

Her gün soru sayınızı arttırın ve tempolu bir şekilde sorulardan sıkılmadan anlayarak çözmeye çalışın. Mümkünse bir arkadaşınız ile yarışma tadında test çözün. Çünkü rekabet insanoğlunun doğasında olan bir özelliktir. Onunla rekabet içinde olursanız kendinizi geliştirmek için daha çok caba sarf edeceksiniz. 

Motivasyonunuzu yüksek tutun

Sınav günü yaklaştıkça geçmişi düşünmeyi bırakıp bugünü ve önlerinde kalan günleri nasıl daha verimli geçireceğinizi planlamanız gerektiğini unutmayın. Olumsuz duygu ve düşüncelerini bir kenara bırakıp bugüne kadar elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı kendinize hatırlatarak bundan sonraki zamanlarda da aylar içinde yaptığınız çalışmaları hatırlayarak motivasyonunuzu yüksek tutmanızı öneririm.

Sınav öncesi yapılacaklar

Sınava girmeden önceki akşam kendinizin rekorunu kırarak en fazla soruyu çözün ve kitaplardan tamamen uzaklaşın. Kafanızdan bütün düşünceleri çıkartın ve güzel bir duş alın. Sınav sabahı alınan duş hiç bir zaman pozitif olarak size geri dönmeyecektir. Önceki akşamdan aldığınız duş ile birlikte yatağınıza girin ve müzik dinleyerek uyuyun. Üzeriniz eğer uygunsa çıplak olsun. Nedeni ise vücudun sağlayacağı nem oranı düşer ve vücudunuz terlemez. Bu sayede hava giriş çıkışı kolaylaşacağı için rahat bir uyku çekeceksiniz. 
 Sınav sabahı ise erken uyanarak güzel bir kahvaltı yapmaya özen gösterin. Kahvaltı her zaman beyninizin daha çabuk açılmasına ve güne erken başlamaya yardımcı olur. Evden çıktıktan sonra bir gazete alın ve gündemde oluşan haberleri okuyun. Sebebini merak edenler için şunu sormak istiyorum. Dikkat ettiyseniz sınavlara girdiğimizde ilk yarım saat daha yavaş daha sonra ise daha hızlı soru çözmeye başlarsınız. Bunun sebebi beyninizin çalışma hızının okudukça hızlanmasıdır. Eğer sınavdan önce bir şeyler okumaya başlarsanız sınavın ilk anlarında maça hazır futbolcu haline gelirsiniz. Buda size zaman kazandıracaktır. ÖSYM’nin verdiği şekerleri mümkün olduğunca sınav başlamadan önce emmeye başlayın. Şekerleri kırarak yutmak size hiç bir fayda sağlamaz. Bitene kadar ağzınızda kalmasını sağlayın.

Sınav anında yapılacaklar

Soruları çözmeye başladınız ve sıkıldınız. Yada soruları anlamamaya başladınız. Bu durumda derhal kalemi elinizden bırakın ve başka şeyler düşünün. Mesela 2 gün önce yaptığınız ve mutlu olduğunuz bir olayı hatırlayın. Yüzünüz gülümsediyse artık kafanız dağılmış olacaktır. Hızlı bir şekilde 10’a kadar sayın ve tekrar kalemi elinize alın. Yeniden o soruya odaklanın göreceksiniz ki artık o soruyu anlıyorsunuz. Yanınızda mutlaka bir su bulundurun ve çıkmaza girdiğiniz sorularda kendinize bir su molası verin. Daha sonra derin bir nefes alıp verdikten sonra konuya geri dönebilirsiniz. 
Konuşan adamlar ekibi olarak öğretmenlerimiz ile yaptığımız röportajlar sonrası bu bilgilere ulaştık.  Bu yazıyla ilgili diğer yazılarımızı okumak için BURAYA TIKLAYINIZ.

KONUŞAN ADAMIN EFSANE TELEFON GALERİSİ (MİM)

Bu Bir Blog Mim’idir

Merhaba Gerçekleri Konuşan Adamlar okuyucuları,

Bu yazacağım yazı bloğumun konusunun dışında olmasına rağmen büyük bir mutluluk ile yazacağım. Bloggerlar arasında ”MİM” olarak tabir edilen bir uygulama var. Bir blog yazarı bir konu açar, yazısını yazar ve diğer bir bloggera paslıyor. Bu böyle bir gelenektir ve bizde bunu yaşatmaya devam edeceğiz.  Bu Mim’in konusu kullandığımız telefonlar. Bende bana gelen bu mimi yerine getirerek ve hafızamı zorlayarak elimden geçen telefonları yazmaya çalışacağım.

Motorola C113A

Valla biraz düşündüm de fazla bir telefon değişikliği yapmamışım. İlk telefonumu hatırlamaya çalışıyorum. Imm.. Neydi ? Heh Motorola. evet evet bir motorola cep telefonu. Yanlış hatırlamıyorsam ilk okul 6. sınıfta iken ağabeyimin bana hediyesi olan Motorola C113A marka bir telefon. Hayatımda ilk defa bir cep telefonum olmuştu. Çok mutluydum. Geceleri yorganımı üzerime çeker o zamanın meşhur oyunlarını oynardım. Sanki bir tek bende cep telefonu varmış gibi bir duygu vardı içimde. Annem arardı bir tek. 🙂

Motorola C 113A

Daha sonra insanoğlunda belirgin olan en büyük özelliklerden birine kapıldım. Nankörlük duygusuna.. Daha iyi telefonlar vardı artık etrafımda. Telefonlar ile ilgilenmeye başladıkça bununla yetinmez oldum. Sağ olsun Annem beni kırmamış ve bana Samsung E-250 almıştı. Bu eşekten inip ata binmek gibi bir şeydi. Mp3 çalar kamera, kızaklı telefon falan başkaydı yani. Birde ses ayarları vardı. Onları yükselterek tabiri Caiz ise ‘Tesisatlı Tofaş’  gibi dolanıyorduk mahallede 🙂 Yazdıkça gülesim geliyor ergenlik yıllarımı.  Ve efsane telefonlar piyasaya sürüldü. Anycool Telefonlar. Çift sim kart, yüksek ses ve dokunma tik telefon. Hemen almalıydım. Çalıştım biriktirdim ve o telefona sahip oldum. Gerçi fazla benim olarak kalamamıştı. İçimde çok önem verdiğim hattım ile birlikte kaybolmuştu.  Kalas gibi olan telefonumun kayboluşunun sebebini büyüklüğüne bağlamış olmalıyım ki daha nazik ve daha kullanışlı olan Nokia 6300 ‘ı kullanmaya başladım. Çok hoşuma giden bir telefondu. Elime oturuyor ve o zamanın telefonlarına nispeten iyi resim çekiyordu. Çelik kasalı bir telefon olması benim o telefonu hurdaya çıkaramama engel olamadı.

Nokia 5800

Nokia 5800 ekspresmusic  ile telefon kariyerime yeni bir sayfa açmak istediysem de o kalemine hiç ısınamadım. Onunda camını kırdıktan sonra bir süre Nokia 3320 takıldım. Aslında hala en iyi telefon bence o. Mahalle maçlarında top niyetine oynamaktan tut, ağaçtan ceviz düşürmeye kadar çok amaçlı güzel bir telefondu 😀  Daha sonra cahildim dünyanın rengine kandım temalı Samsung S3 kullandım. Hala o telefona verilen paraya acıyorum. Gün geçtikce telefonlara olan ilgim azalmaya başladı. Yaklaşık bir senedir General mobile Discovery kullanıyorum. Çok beğeniyorum. Bir kaç kez şarj soketini değiştirmek durumunda kalsam bile hala favorimdir.

Genel olarak telefonlarımı sıraladıktan sonra benim için mim’in en önemli kısmına geldik. Bu mim’i bana blog açmamı sağlayan bazı şeyleri ondan öğrendiğim beni hiç bir zaman kırmayan ve desteklerini benden çekmeyen Hızlı Adam’a (Bünyamin Kapıcıoğlu’na) bu mim’i bana pasladığı için çok teşekkür ediyorum. Saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

Bende bu mim’i çok değerli arkadaşım, işin teknik yönlerinde yanımda olan Bildiğini Yazar (Haydar Samur)  ve saygı değer Bahçe Perim’e paslıyorum. Ben görevi tamamladım sıra sizde 🙂 Siz hangi telefonları kullandınız ?

Gerçekleri Konuşan Adamlar sunar.

ALLAH’I KİM YARATTI

Allah’ı Kim Yarattı

Merhaba değerli Gerçekleri Konuşan Adamlar okuyucuları,
4 gündür üzerinde yoğun olarak durduğumuz önemli ve ciddi bir konuyu titizlikle araştırmaktayız. Ateizm’in en popüler sorularından birisi olan Allah’ı kim yarattı, madde ezelidir, bu dünya tesadüf üzerine var olmuştur gibi soruları tartışma platformlarında, arkadaş ortamında soruyorlar. Bizler Elhamdülillah Müslümanız fakat bazen yanlış konuşmamak için cevap veremiyoruz. Bu durumda Ateist insan kendi savunduğu görüşün bir gerçek olduğuna kendini daha çok inandırıyor. Öncelikle bilmeyen arkadaşlarımız olabileceğini düşünerek Ateizm’i kısa bir şekilde tanımlayalım. 
Ateizm 

Ateizm nedir ?

Ateizm, Tanrı inancının reddidir. Tanrı fikrine dayalı “Teist” dünya görüşünü kabul etmemek demektir. Yani “Tanrı’ya inanmamak”, yada “Tanrı inancının yokluğu” anlamına geldiği söylenebilir.
Ateizm Tanrı’nın “var olmadığına inanmak” demek değildir. Tanrı’nın “var olduğuna inanmamak” demektir. Bu noktaya dikkat ediniz, çünkü bu önemli bir fark. Ateizm bir “inanç” değildir. Fazladan bir açıklama, yada bir öneri sunmaz ateizm. Ateizm yalnızca, belli bir inancın yokluğu demektir.

Allah’ı Kim Yarattı

Sorumuza dönecek olursak Allah’ı kim yarattı sorusuna araştırmalarımız sonucu bir videoda anlatılanları sizlere aktararak halk dilinde anlaşılabilir, bilimsel kelimelerin indirgenmiş bir şekilde yazıya dökülmüş halini sizlerle paylaşıyoruz.
 Hani biz diyoruz ya sanatlı bir eser sanatkarı icap eder. Yani sanat varsa bir sanatkar vardır. Ateistler ise şunu soruyor. Mademki bir sanatın sanatkarı var bu sanatkarı kim yarattı diyorlar. Yani Allah’ı kim yarattı diye soruyorlar. Bu soru tamamen demagojiden ibarettir. İnsanların vesveseye düşmesi için sorulan bir sorudur. Bu insana Allah dediğimizde Allah’ı maddesel olarak düşünüyor. Bu insan  kendini materyalist olduğunu düşündüğü için her şeyi gözle görmek istiyor ve Allah’ı da maddesel olarak düşünmeye çalışıyor. Yani ezeli olan Allah’ı kabul etmiyor çünkü Allah’ı kabul etse sorumlulukları olacak.

Şimdi bu insanlar ile konuşmaya başladığımızda görüyoruz ki Allah’ı tanımıyor, isimlerini bilmiyor, Allah’ın ne olduğunu bilmiyor kendini etrafta gördüğü şeyler ile sınırlandırmaya çalışıyor. Şunu kabul etmeliyiz ki insanlar acizdir. Neden mi ? Yerde yürüyen karıncaların sesini duyamıyoruz çünkü Kulağın belli frekanslar ile dizayn edilmiş. Ve bir şeyleri göremiyorsun. Uzakta olan şeyleri göremiyorsun yada avucunun içindeki mikroskobik canlıları bile göremiyoruz. Gelecekten bir bilgin yok, geçmişine müdahale edemiyorsun, beyinsel fonksiyon olarak, duygusal olarak sınırlıyız biz. Biz sınırlı iken sınırsız, sonsuz dediğimiz kavramı, kavramaya çalışıyorsun. Kusura bakma kavrayamazsın. Çünkü 30 kilo tartan bir tartıya 100 kilo koysan 30 kilo gösterecektir. Yani senin kafandaki sonsuzluğu kavrama  mantığı bu siklet, bu ağırlığı kaldırmaz. Biz bu soruyu insana maddeyi kim yaptı diye soruyoruz verdiği cevap ise şu ”Olur mu ya madde ezelidir’.  Tamam o zaman  madde özne, maddeyi çıkar Allah’ı koy Allah ezelidir ve hep vardır. Bunu diyemiyor. Niye ? Çünkü bunu dedirtmemek için bu soruyu soruyor. Bir şey ya ezelidir hep vardır yada sonradan olmuştur. Bakıyoruz maddeye yaratılmış, yaratılmış ise ezeli değildir. O halde yaratılmış. Yaratılmış ise bir yaratanı vardır. 

Şöylede diyebiliriz yaratılan yaratıcı olamaz. Eğer Allah yaratılmış olsaydı yaratıcı olamazdı.  Ayet-i kelimede şöyle buyuruyor ” Cenab-ı hak zamandan ve mekandan münezzehtir. ” Yani zamandan ve mekandan ayrıdır. Biz onunla sınırlayamayız. Zamanı yaratan kim diyoruz biz? Allah yarattı diyoruz. Eğer Allah kendi yarattığı şeye bağlı olursa yaratıcı olamaz. Mekana bağlı olsa yine yaratıcı olamaz. O halde bizim bulunduğumuz mekanın dışında değerlendirmemiz lazım fakat biz mekan ve zaman ile sınırlı olduğumuz için bunu kavrayamıyoruz. Yani tekrar ediyoruz BİZ SINIRLIYIZ, BİZ SONLUYUZ, SONSUZU KAVRAMAYA ÇALIŞIYORUZ. kusura bakmayın kavrayamayız. Son olarak şunu belirtmeliyiz. ‘‘Her şeyi maddede arayanların akılları göze inmiştir. Göz maneviyatta kördür..” yani her şeyi maddede ararsan körsün sen görmüyorsun..
Bu yazıyla ilgili diğer makaleleri okumak için BURAYA TIKLAYINIZ.
Gerçekleri Konuşan Adamlar ekibi.
Kuran-ı kerim